28 Eylül 2020 Pazartesi

VİRGİNİA WOOLF '' KENDİNE AİT BİR ODA ''



#VirginiaWolf 📚 #KendineAitBirOda 📖

1929 tarihinde yayımlanan "Kendine Ait Bir Oda" feminist hareketin klasik bir kitabı olarak kabul edilir. 
İnsan zihninin algıladıklarıyla ilgilenen “bilinç akışı” tekniğinin öncülerinden sayılan Virginia Woolf karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan, olayları yaşarken zihin süzgecinden geçirirken somutlaştırıp gözlemleyip, okurken yeniden soyutlaştıran büyük konsantrasyon isteyen eseriyle, kadın ve erkek yazarların birçoğunu tarihi süreçte ele alıp inceleyerek örneklendirmelerle aktarmaktadır. 

Virginia Woolf yapıtında temel olarak "kadın ve edebiyat" konusunu ele alırken toplumsal cinsiyet meselesini, ataerkil yapıyı, eğitimdeki eşitsizlikleri, kadınların tarih sahnesindeki silikliğini, dunyada hüküm süren erkek egemenliğini aktarmaktadır.
Yazar, eleştirilerinde sınıf, statü farkı gözetmeden yazın dünyasının kadınlar için, erkeklerden daha zor olmasını ve bu zorluklar karşısında nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiğini belirtmiştir.
"Kendine Ait Bir Oda" gerçekçilikten öte kurmaca olarak da nitelendirilebilir. Eserde monologlara sık sık yer verilmeştir.

Kitapta önemli bir detay da tek bir anlatıcısının olmamasıdır. 
Woolf, kadınların eğitim almasındaki zorluklara, aile yaşamının getirdiği kısıtlamalar nedeniyle dünya sahnesinde arka planda yer almasına, kadınların neden erkekler kadar yetkin kurmaca yazarı çıkartmamasına değinmiş ve belirlediği argümanlarla cevaplar ve çözümler üretmiştir. Woolf'a göre kadınların erkekler kadar iyi eserler vermesinin 4 koşulu vardır : Para, oda, zaman, baskıdan sıyrılma.
Öncelikle bir kadının para kazanma imkanına ulaşması, bununla birlikte kendilerine ait özel bir odaya sahip olmaları, boş zaman bulmaları ve erkek baskısından kurtulması gerekmektedir.
Woolf, para kazanmayı kadının kendi bireyselliğini kavraması ve hakkı olan özgürlüğünü hissedebilmesi, ayrıca kendisini ataerkil düzenden sıyırmasınının kaynağı olarak görüyor.
Kadının kendisini erkekten bağımsızlaştırması için maddi açıdan özgürlüğe ulaşmasının önemini dile getiren Woolf, bu özgürlüğün kadını zihinsel olarak da özgürleştireceğini ve kadının yazmasına olumlu bir etkisi olacağını ifade ediyor. Bu özgürleşme yoluna girerken de kadının kendine ait bir odasının bulunmasını şart gören Woolf, kadının ev işlerinin yoğunluğundan sıyrılıp, sığınağının olması gerektiğini belirtiyor. 
Woolf, kadının erkeğin boyunduruğu altından çıkmasının, onun yazarlığı için kaçınılmaz olduğunu düşünüyor ve bu yoldaki en büyük görevi ise yine kadının kendisine veriyor. Kadınların bir farklılık yaratması gerektiğini düşünüyor, aynı zaman kadınların yazarken erkeklere benzememesi gerektiği konusunda da ısrar ediyor.

Feminizmin en önemli kitaplarından biri olan Kendine Ait Bir Oda’da Virginia Woolf, kadının kendisini erkeğin egemenliğinden kurtarması ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi koşuluna bağlıyor. 
Virginia Woolf "Kendine Ait Oda"da Shakespeare gibi bir dehanın erkek olmasının nedenlerini, erkeklerin düşünce yeteneği bakımından kadınlardan daha üstün olduğundan değil, gerekli imkanları daha kolay sağlamalarından mütevellit olduğunu vurgular ve bu  üstünlük düşüncesini çürütmek için koşulların oluşturduğu gerekçeleri sorgulayarak konuya farklı bir perspektiften yaklaşıp, hem sorgulatır hem açıklamalar sunar.
Yazar, kadınların, erkeklere ne söylediklerinin değil; kendilerine ne söylediklerinin önemli olduğunu anlamalarını istiyor. Kadınların kendi ayakları üzerinde durmadan çocuk doğurduklarını ve dünyaya getirdikleri çocukların bakımlarıyla ilgilendiklerini ve bu nedenle evde kadınların alt sınıf erkeklerin ise üst sınıfını temsil ettiğini savunur.
Kadına ve erkeğe tanınan olanakların eşit olmadığını, bu eşitsizliğin hangi aşamalardan geçerek toplumsal sorun halini aldığını erkeklerden ziyade kadınların bilmesini ve kendi gerçeklerine bu bilinçle sahip çıkmalarını istiyor. 
Woolf, sorunlara, neden ve niçinler üzerine düşünce üretmenin konuyu aydınlığa kavuşturacağına inanıyor.

Yazar başta kendi ülkesi olmak üzere ataerkil düzende gücün, paranın ve yetkinin erkeklerin elinde olmasının, kadınları erkeklerin hayatlarına dahil olmak zorunda bıraktığını savunuyor. 
Yazar eserinde kadının kurmaca yazındaki yeri ile gerçek yaşamdaki yerinin fotoğrafını çekmiştir. Kurmaca yazını baştan başa kuşatan kadının, gerçek yaşamda erkeğinin kölesi olarak kaldığını ve bu durumdan kurtulmasına önce kendisinin çaba göstermesini ve bunun için kendi ayaklarının üstünde durmasının önemine ısrarla durmaktadır.






ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR 📝

* Herhangi bir sınıfı ya da cinsiyeti toplu bir şekilde suçlamak gülünç bir şeydi.

* Kurmaca edebiyat bir örümcek ağı gibidir ve alabildiğince ince ipliklerle de olsa, hayatın her bir köşesine bağlıdır.








26 Ağustos 2020 Çarşamba

CHARLES DİCKENS ''OLİVER TWİST''

#CharlesDickens 📚

 



#OliverTwist  📖

19. yüzyıl İngiliz Edebiyatı'nın realist yazarlarından olan Charles Dickens aynı zamanda romantizm akımından da etkilenmiştir, eserlerinde yer verdiği kahramanları hayatın içinden seçmiş, yoksulların basit, burjuvanın yüzeysel yaşamlarını ustaca betimlemelerle işleyerek toplumsal sorunları irdelemiş ve sosyal konular üzerinde analizlerde bulunmuştur. Sanayi Devrimi sırasında çekilen acıları ve yoksulluğu gerçekçi bir bakışla anlatmıştır. 

Charles Dickens, Oliver Twist'te dönemin taşra ve kent yaşantısını, yoksulluğun insan ruhunda açtığı derin yaraları, etkileyici bir uslupla betimleyerek, iyiliğin mükâfatını, kötülüğün bedbahtlığa yol açışını keskin bir şekilde sunmuştur.

Roman dönemin fakirhanelerinin ve yetimhanelerinin içler acısı durumunu ve orada çalışanların yozlaşmışlığını gözler önüne serer, kurumların yetersizliği ve toplumsal kötülüklerin eleştirisi yapılarak, Londra'daki yaşam üstüne ayrıntılı bilgiler verir. Londra’nın köhne yerlerinin panomamasını sunan eser, suç bataklıklarının genel görünümü, sokak çocuklarının perişan halleri ve yankesicilerin korkunç hayatının portresidir.

Oliver Twist'de anlatıcı her şeyi bilen üçüncü tekil şahıstır. Olaylar ve kişilik analizlerini ironiyle anlatırken iyi karakterlere karşı sempatik, kötü karakterlere karşı alaycı bir dil sergiler ve toplumsal eleştiriye yönelir/yöneltir.

Romanın kötü karakteri olan "Yahudi" olarak da bahsedilen gözünü para bürümüş Fagin, antisemitizm eleştirilerine neden olmuştur. Oliver ise toplumda iyi olan her şeyi temsil eden baş karakterdir.

Oliver Twist, kötüyle iyinin savaşında kaybedenin kötüler olduğu ve kendi kötülükleri tarafından yok edildiğinin, iyilikseverliğin, güzel ahlakın ve erdemin, eninde sonunda mutluluk getirdiğinin ve ödülledirildiğinin altını çizer. Eser yokluk ve varsıllığın çatışmasından ziyade iyi ve kötünün muharebesi olarak nitelendirilebilir.



ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR 📝

* Oliver Twist, giyim -kuşamın ne derece önemli olduğunun öyle güzel bir örneğiydi ki! Şu âna kadar sırtındaki tek şey olan battaniyenin içinde, bir soylu çocuğu da olabilirdi, bir dilenci de! En burnubüyük bir yabancı bile onun soyunu sopunu belirlemekte güçlük çekerdi... Ama şimdi, hep aynı iş için kullanmaktan sararmış, eski basma giysilere sarılmıştı ya, damgalanıp etiketlenmiş oldu ve osaat toplumdaki yerine oturuverdi: Yoksullar evinin bir öksüzü... Bağışla büyüyecek olan çocuk... Karnı hiçbir zaman tam doymayacak, ömrü sille tokat yiyerek oradan oraya sürünmekle geçecek olan fazlalık, aşağı görülen bir yaratık ki, toplumca horlanacak ve kimseden güler yüz görmeyecek.

* Bu çatı altındaki çocukluk yıllarının karanlığını ne bir tatlı söz, ne de bir candan okşayış aydınlatmıştı.

* Doğaya ve insanlara bakıp bakıp da her şeyi karanlık ve karamsar gören insanlar haklıdır. Ne var ki bu karanlık ve karamsarlık onların kendi ruhlarının ve görüşlerinin rengini yansıtır. Gerçek renkler inceliklidir. Seçebilmek için daha açık bir görüş ister.

* Çevremizdekilere karşı davranışlarımızda dikkatli olmamız gerek. Çünkü her ölüm geride kalan bir avuç kimseye öyle düşünceler miras bırakır ki yapılabilecekken yapılmamış, unutulmuş, boşverilmiş şeyler... Onarılabilecek halde onarılmamış kırgınlıklar, giderilmemiş eksiklikler... İnsan için bunlardan daha acı bir düşünce olamaz! Hiçbir pişmanlık, iş işten geçtikten sonra duyulan pişmanlık kadar acı değildir. Kendimizi acıdan korumak istiyorsak bütün bunları vaktinde anımsayalım.

* Koca yeryüzünde yapayalnız olduğunu çocuk ilk kez kavradı ve bu duyguyla yüreği darlandı.






ALEKSANDRE DUMAS '' MONTE KRİSTO KONTU'



Monte Kristo Kontu, Fransız asıllı romancı Alexandre Dumas’nın başyapıtlarından biridir. Kitabın konusu  1800'lü yıllarda Fransa’da gercer. Olaylar Tepedelenli Ali Paşa’nın Balkanlarda, Napolyon’un ise Fransa’ya hâkim olduğu yıllarda geçmektedir. 

Macera romanı olan eserin kesin teması intikamdır. 

Monte Kristo Kontu, Türk edebiyatındaki ilk çeviri romanlarından birisidir. 

Alexandre Dumas'nın dehasının kanıtı olan kitapta yazarın engin bilgi birikimi derinlemesine yansır. 

Bir romandan çok daha fazlası olan eser; insanların birbirlerine karşı acımasız planlarına karşı hazırlıklı olmayı, başarının mücadele, bilgi, sabır ve dirayetle olacağını, herkesin hayatında kendini adadığı, ulaşmak için uğraşıp didindigi bir şeylerin olduğunu ve bunları elde etmenin en büyük faktörünün sabırla mücadele vermekten geçtiğini, özgürlüğün vazgeçmemek ve başarmakla elde edildiğini, zorlu ve de yıkıcı yolların istikrarla aşılabileceğini derin felsefi sözler barındırarak anlatan ve açıklayan ders niteliğinde, kişilik geliştiren bir kitaptır.

Eser, genç ve toy zamanlarında insanların kıskançlıklarından ve çıkarlarından ötürü maruz kaldığı iftira ve oyunlardan dolayı hapse düşen denizci Edmund Dantes’in, emekleriyle mutluluğu yakaladığı sırada kararan hayat hikayesini ve zindanda geçirdiği yıllarda tanıştığı bilgenin,onu eğitmesiyle baskalaşmasını ve mücadelesini konu alıyor. Kaybettiği yılların cezasını sorumlularına ve onların yakınlarına yönelten Edmund Dantes, ilahi adaleti yeryüzünde ararken, yaşadıkları ve bilgeliğiyle okuyucuya eşsiz dersler sunar. İntikam tutkusunun sınırını aştığı zaman yol açtığı felaketleri de gözler önüne serer.



ALEXSANDRE DUMAS



ALEXANDRE DUMAS

Baba "pere" Alexandre Dumas, 24 Temmuz 1802'de Fransa'da doğdu.

Alexandre Dumas’ın isminin “baba” kelimesi ile birlikte anılmasının nedeni oğlu ile aynı ismi taşıması ve oğlunun da bir yazar olmasıdır.

Alexandre Dumas noter katipliği, Dük sekreterliği gibi çeşitli işlerde çalışmıştır. Tiyatroya yönelmiş ve oyun yazmaya başlamıştır. “Av ve Aşk" adlı oyunu bir arkadaşının yardımı ile tiyatroda sahnelenmiştir.

Babası bir general olan Alexandre Dumas babasından duyduğu devrim hikayelerinden esinlenerek tarihi romanlar yazmıştır.

Rusya’da yaşadığı yıllarda Rusya ile ilgili bir gezi kitabı yazmıştır. Daha sonra İtalya’ya geçmiş ve İtalya’nın ünlü İndipendente isimli gazetesini çıkarmıştır.

Alexandre Dumas, Auguste Maquet

ile beraber 10 yılda aralarında Monte Kristo Kontu ve Üç Silahşörler'in de bulunduğu 15'e yakın roman yazdılar. 1840 senesinde başlayan bu birliktelik çıkar çatışması sebebiyle 1858'de Maquet' nin Dumas'ya açtığı dava ile son buldu. Davada Maquet tazminat kazanır, romanların isim hakkı Dumas'da kalır.

Üç Silahşörler eserinde kullandığı “Birimiz Hepimiz, Hepimiz Birimiz İçin” sözü tüm dünyada hala kullanılmaktadır.

Başlarda oyunlarıyla tanındı fakat kalıcılığını romanlarıyla sağladı.

Romantik Fransız edebiyatının önemli sanatçılarındandır. Romanlarının anlatımındaki canlılık, sürükleyicilik etkileyicidir. Tarihi konuları işlemiş, serüven romanları yazmıştır.

Alexandre Dumas, 5 Aralık 1870'de Fransa'nın Yukarı Normandiya bölgesinde Dieppe yakınlarında yaşamını yitirdi.

Fransa’nın yetiştirdiği en önemli yazarlardan olan Alexandre Dumas, Victor Hugo ve Emile Zola gibi büyük yazarların yanına taşınan küllerinden sonra hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.


Başlıca Eserleri:

Napoléon Bonaparte

Monte Kristo Kontu

III. Henri ve Sarayı

Üç Silahşörler

Demir Maske

Son Şövalye

Siyah Lale

Anılar



ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR 📝


* Mutluluk o büyülü adalarda kapılarını ejderhaların koruduğu saraylara benzer âdeta. Ona sahip olmak için mücadele etmek gerekir.


* Günümüzde silahlar susuyor, cübbe itibar görüyor; bu hususta derin anlamlar içeren Latince bir deyiş vardır.
"Gedant arma togae" (silahların yerini cübbeler alsın).

* İnsanın özel yaşamında munis, ticari ilişkilerinde dürüst, mesleğinde birikimli olsa da siyasi anlamda büyük bir suçlu olabileceğini bilirsiniz.

* Keder kapıyı kapayınca uzaklaşmaz. Yaralı, Vergilius'un sözünü ettiği ölümcül ok gibi onu beraberinde taşır.

* Kulaklarının arkasında bir tüyle, yürek yerine bir mürekkep hokkasıyla doğan o hesapçı kişilerdendi; onun için bu dünyada her şey çıkarmayla ya da çarpmayla ilintiliydi ve bir insanın azaltacağı toplamı artıran bir rakam, onun için o insandan daha değerliydi.


* Rüyanızda yedi semiz ve yedi sıska inek mi gördünüz?
Hayır majesteleri çünkü böyle bir rüya yedi yıllık bir bolluk ve yedi yıllık bir kıtlık anlamına gelirdi.

* Nasıl büyük insanlar varsa büyük sözler de vardır.


* Siyasette insanlar değil düşünceler, duygular değil çıkarlar söz konusudur; siyasette bir insan öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır, hepsi bu.


* Yeminini çiğneyecek kadar alçalmaktan korktuğu için, gönüllü Tantalos gibi, yemeği istemsizce ağzından uzaklaştırıyordu.

* Bütün belirsiz ve kavranamaz düşünceler, belki de bir hanesinin fazlalığıyla insanı hayvandan üstün kılan bu mükemmel satranç tahtasındaki yerlerini alıyorlardı. Düşünebiliyor ve düşüncesini akıl yürüterek pekiştirebiliyordu.

* Tarih çalışmaları en sevdiğim meşguliyetim. Geçmişe döndükçe bugünü unutuyorum; tarihte özgür ve bağımsızca yol alırken, tutuklu olduğumu hiç hatırlamıyorum.


* Öğrenmek bilmek değildir; bilenler ve bilgeler vardır: Bilenler hafızalarından, bilgeler felsefeden yararlanır."

"Ama felsefe öğrenilmez mi?"

"Felsefe öğrenilmez; felsefe edinilen bilgilerin onları uygulayan dehada bir araya gelmesi, İsa'nın cennete yükselmek için ayağını bastığı parlak buluttur."


* İtalyanca s'accommodi sözcüğünün çevrilmesi mümkün değildir; aynı zamanda gelin, girin, hoş geldiniz, evinizdeymiş gibi davranın, ev sahibi sizsiniz, anlamlarına gelir. Bu sözcük Moliére'in, içeridiği onca anlamla Kibarlık Budalası'nı çok şaşırtan o Türkçe cümleye benzer.

((Not : Cleonte'un söylediği"Bel-men" kaydediliyor. Türkçe bilmem'in bozulmuş halidir. Covielle bu bu ifadeyi şöyle tercüme eder: "Hemen gidip merasim için hazırlanın, sonra da kızınızla konuşup evlilik işini nihayete erdirin." M. Jourdain bu kadar kısa bir cümleyle bunca şey anlatılmasına şaşırır. Covielle de cevaben Türk dilinin az sözle çok şey anlattığını söyler. ( IB. Perde, 4. Sahne) )))

* Nefretin gözü kördür, öfke bilinçsizdir ve intikamı kadehine dolduran zehirli şerbeti içmeyi göze alır.

*Bilgilenmek için seyahat edilir; mekân değiştirmenin amacı görmektir.

*Nestor kadar bilge, Ulysses kadar temkinlisiniz ve Kirke'nizin sizi herhangi bir hayvana dönüştürmesi için ya çok becerikli ya da çok güçlü olması gerekecek.

*Size onun hayatla dalga geçen ya da edebiyatın değerini bilemediği zavallı bir adam olduğunu söylerdim; gerçekten de bu sabah Didier'ye ya da Antony'ye yaraşır iki üç saptamada bulundu.


*Görünürde büyük bir inceliğin izlerini taşıyan sözlerindeki ironiyi sezmek için Oedipus ya da Sfenks olmak gerekirdi.

* Belirsizlik şüphe demektir ve bilgenin dediği gibi, şüphe karşısında temkinli olunmalıdır.

* Doğulular bildiğiniz gibi dünyada iki şeye önem verirler: Atların soyluluğu ve kadınların güzelliği.

*Mutlu olması için tek bir şeyden yoksun

9 Haziran 2020 Salı

Dante'nin Ahireti " DANTE "İLAHİ KOMEDYA"


İlahi Komedya, İtalyan ozan ve siyasetçi Dante Alighieri'nin 7 Nisan 1300 Perşembe gecesi başlayan, 14 Nisan 1300 Perşembe öğleden sonra sona eren ahirete yaptığı düşsel yolculuğu anlattığı destansı eseridir.
İlahi Komedya; Cehennem (Inferno), Araf (Purgatorio) ve Cennet'e (Paradiso) yaptığı hayali yolculuğu anlatan epik şiiri toplam 100 kantodan oluşur.
Dante’nin ahireti; İslam, Musevilik ve batı Hıristiyanlığında yer alan üç mekâna sahiptir: Cehennem, Araf ve Cennet.
Dante'nin ahiretinde Cehennem; ölümcül günah işleyenlerin evi, Araf; suçlarının cezasını çekip cennete gidecek olan günahlıların yeri, Cennet; günahsızların evi olarak nitelendirilmiştir.
Dante okuyucuyu ölüm sonrası yolculuğun macerasına çıkardığı bu seyahati 35 yaşında, yani "insanın olgunluğa eriştiği yaşam yolunun ortasında" gerçekleştirir.
Dante'nin amacı insanlara doğru yolu göstermek ve günah işlemelerini engellemektir.
Dante, evreni Ptolemaios'un görüşüne göre tasarlar. Dünya evrenin merkezidir ve sabit durur. Dünyanın çevresinde dönen 7 gezegen " Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter, Satürn" vardır. Gezegenler iç içe geçmiş 7 gök içinde döner. Yedinci gökten sonra yerinde sabit duran yıldızların bulunduğu 8. gök vardır. Göğün 9. katında gezegenlerin dönmesini sağlayan İlk Devindirici yer alır. Göğün en yüksek katı olan 10. kat "Arş- ı Âlâ" Tanrı'nın ve kutlu ruhların yeridir.
Cehennem ve Araf boyunca Dante'ye
İmparator Augustus döneminde yaşamış, insan aklını simgeleyen Romalı şair Vergilius rehberlik ederken Araf'ın tepesinde Vergilius bu görevi Dante’nin
"Yeni Hayat" kitabında ölümsüz aşkını anlattığı sevdiği kadın olan mukaddesliği simgeleyen Beatrice’e bırakır. Beatrice Dante’ye rehberlik ederek onu semaya, ilahi ışığın kaynağına ulaştırır.
İlahi Komedya'daki bölümler sayı ve simetri ile oluşturulmuştur. En üstte en fazla günahlıların olduğu yerde çoğunluk vardır.


Dante, 7 Nisan 1300 Perşembe gecesi, karanlık bir ormanda yolunu şaşırması ve ona rehberlik edecek olan Aeneis Destanı’ nın yazarı Publius Vergilius Maro ile karşılaşmasıyla birlikte öteki tarafa fantastik yolculukları başlar.
Dante ilk olarak Cehennem'i gezer ve gözlemler.
Cehennem 9 katlıdır. İlk katında tarihin en önemli düşünürleri bulunur. Burada ceza yoktur. Sadece acısız bir maraz içindedirler. Cehennem'deki en büyük ceza 9. kattadır. Burada İsa’yı ihanet eden Yahuda bulunur.
Buzlarla kaplı olan Cehennem iç içe dokuz kattan oluşan ve aşağı doğru inildikçe cezaların da arttığı bir dairedir.


İlk sahnede arzın derinliklerindeki cehenneme "Inferno" doğru yol alırken mitolojik karakterler ve tanınmış eski güçlü insanlar ile karşılaşır. Sonra Araf’a "Purgatorio" tırmanırken eski ileri gelen kişilerle konuşur. Bu kişiler cennete "Paradiso" girmeden önce Araf’ta beklemektedirler.
İçinde yaşanılan dünyanın altında yer alan cehennem bir huni şekilli dehliz biçimindedir ve merkezinde isyankâr melek İblis "Lucifer" bulunur. İnişlere ayrılmış uzun daireler şeklinde darlaşan taraçalarla arzın merkezine varır. Arzın tam merkezinde bulunan İblis "Lucifer" aynı zamanda kâinatın da merkezindedir. Burda sembolik olarak İblisin "Lucifer" "cennetten" en uzaktaki yaratık olduğu anlatılmak istenir. Aşağıya indikçe günahlar ve azaplar artar. Dokuz kat veya daire içinde cehennemin müthiş korkunç safhaları gösterilir. Cehennem, İsa'nın yaşamış olduğu kutsal Kudüs şehrinin altındadır.
Her katta Dante'ye göre tasvip edilmeyen bir yaşam sürmüş şairler, yazarlar, filozoflar, siyasetçiler, krallar, kraliçeler, din adamları, ünlü tarihi karakterler, tanınmış aile fertleri bulunur.


Sandro Botticelli tarafından yapılan La Mappa dell'İnferno "Cehennemin Haritası" Dante'nin Cehennem'inin  en ayrıntılı haritasını çıkaran eser olarak bilinir. Eser, ölümden sonraki hayatın şimdiye kadar yapılmış en korkutucu resmi olarak nitelendirilir.

Cehennem dibe doğru gittikçe daralan dokuz tabakadan oluşur.  Her bir kata “cerchio”  adı verilir.
Cehenneme girmeden önce Antinferno adı verilen bir bölme vardır. Ne iyilik ne kötülük yapmış insanların ruhlarını barındıran Antinferno, Acheronte Irmağı’na kadar uzanır.
İlk bölüm Limbo’dur. Yani "inferno"ya giriş. Burada günahkar olmayan fakat hristiyan olmadıkları için cennete giremeyen kişilerin ruhları bulunur. Bu kapı önünde ceza yoktur.
Ünlü latin şairi ve burada Dante’ye rehberlik yapan Vergilius, ünlü islam alimleri İbni Sina ve İbni Rüşd gibi önemli isimler Limbo’da yer alır. Bu da Dante’nin bilime olan büyük bir saygısını gösterir. Ve sadece bu dairedekiler ceza almazlar.

*Cehennemin Katları:

1. dairede "vaftiz olmayan ruhlar",
2.dairede "şehvet düşkünleri",
3.dairede "oburlar, açgözlüler "
4.dairede "cimriler ve savurganlar",
5.dairede " gazap veren ağır suçlular",
6 .dairede "sapkınlar",
7.dairede “başkalarına, kendilerine eziyet eden, Tanrı ya saldırıda bulunanlar",
8. dairede " kadın tellalları, din sömürücüleri, rüşvet yiyenler, hilebazlar, hırsızlar, ikiyüzlüler, bölücüler, kalpazanlar"
9. dairede " akrabalarına,vatanına, kendilerine iyilik yapanlara ihanet edenler "
bulunur.


Birinci dairedekiler arasında; Kudüs'u Haçlıların elinden kurtaran Salahaddin Eyyubi de yer alır.

* Dante'nin, İslam peygamberi Hz Muhammed ve İslam halifesi Hz. Ali'yi (güya(!)) bozguncu olarak nitelendirmesi, evrensel bir şair olması bakımından kınanacak bir özelliği ortaya koymuştur.

Araf, Lucifer'in dünyaya düşerken açtığı cehennem çukurundan savrulan toprakla oluşmuştur ve Araf'ta üst katlara çıkıldıkça cezalar da azalır. Araf’ta dünyada olduğu gibi gece ve gündüz yaşanmakta ama yağmur, şimşek gibi doğa olayları görülmemektedir.
Araf, Cennet’e çıkabilme umudu taşıyanların yeridir. Dante’nin Araf’a girişinde alnına çizilen 7 “P” harfi, yukarı doğru çıktıkça tek tek silinmektedir. “P” Latince “Peccatum” yani günahı simgelemektedir.
Hıristiyanlıkta iki tür günah vardır: Esas günah ve ölümcül günah.
Esas günaha Latince "peccata capitalia", ölümcül günaha "peccatum mortale" denir.
Cehennemde ölümcül günahları işleyenler vardır.
Dante’nin Araf’ında esas günahları işleyenler vardır.
Dante bir Katolik’ti. Batı Hıristiyanlarında 7 esas günah vardır:
Anger "öfke" , avarice "açgözlülük", envy "kıskançlık", gluttony "oburluk", lust "şehvet", pride "kibir", sloth "tembellik".

Dante, Araf’ta alnına 7 kez yazılan  P'nin teker teker silinmesiyle üzerindeki tüm günahlardan kurtulduktan sonra Cennet’te, 10. gök katına  Arş-ı Âlâ'ya kadar çıkacaktır.
Cennet'te 10 bölüm bulunmaktadır ve  en üst katında "kutsal gülü" oluşturan ruhlar bulunmaktadır.

Dante yolculuğu bitince insanlara gördüklerini anlatarak ve Dante'ye göre insanların içinde bulunduğu sapkın hayatlarından kurtulmalarını sağlamayı amaç edinecektir.

Dante , Komedyası boyunca Homeros'un İlyada ve Odysseia Destanlarından, Vergilius'un Aeneas Destanı'ndan, özellikle Ovidius'un Metamorfoz eserinden mitolojik karakterlere ve olaylara sık sık yer vermiştir.


TURGENYEV "BABALAR VE OĞULLAR"




Panslavist ve Nihilistler

"Babalar ve Oğullar", Ivan Turgenyev’in 1862'de kaleme aldığı başyapıtıdır. Eser nihilizm "hiççilik" konusunda yazılmış ilk roman olma özelliğini taşır; geleneksel değerlerin tümüne karşı çıkan öfkeli genç karakterin edebiyat sahnesine ilk kez çıktığı romandır. 19. yüzyılın ikinci yarısında Rusya'da geçen eserde yazar batılılaşma etkisindeki gençlik ile, muhafazakâr kuşağın çatışmalarını işler.
Romandaki babalar, 1840’ların liberalleridir; oğullar genç kuşağı temsil eden "hiççi" nihilistlerdir.
1840 Rusya’sında yaşanan geleneksellik ile bireysellik arasındaki çatışma romanın merkezini teşkil eder. Turgenyev "Babalar ve Oğullar"da reformist akımla, radikal akımın çatışmasından oluşan nihilizmi vurgular. Kuşakları etkileyen akımların kavgası "Babalar ve Oğullar", 19. yüzyıl Rus toplumunun gerçekçi bir portresini çizer. Dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan "Babalar ve Oğullar", Rusya’daki politik tarihin önemli bir noktasına ışık tutar; eski toprak düzeninin değişmeye başladığı, serflerin özgürlüklerine kavuşturuldukları bir dönemde yaşanan kuşaklararası çatışma, fikir ayrılıklarının oluşturduğu tüm çalkantılar ustaca sergilenir; yeni ile eskiyi, muhafazakarlıkla devrimciliği karşı karşıya getirir.
Babaların değerlerine kesin bir dille karşı çıkan oğullar ve bu karşı çıkış karşısında afallayan babaların durumu tüm dramatikliğiyle aktarılır. Babalar yumuşak huylu, sevgi dolu, şefkatli,
ürkek, kibar ve alabildiğine anlayışlı kişiler olarak çizilirken ; oğullar Nihilist "Hiççilik" felsefesini savunan, hiç bir değere saygı göstermeyen, her türlü kuralı reddeden, kaba ve alabildiğine anlayışsızdır.
Eserdeki ana karakter Bazarov, zamanının inançsız, isyankâr, devrimci, reddiyeci kişiliği en iyi şekilde temsil eder.

ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR 📝

* Bırakalım artık bu sacmalıkları bir kenara. Gökyüzü ne kadar da güzel.

* Ben şunu söylemek istiyorum ki "asilzadelik" bir ilkedir. Çağımızda ise ancak erdemsiz ya da boş insanlar ilkesiz yaşayabilir.

* Siz her şeyi yadsıyorsunuz, daha doğrusu her şeyi yıkıyorsunuz. Ama yalnız yıkmak değil, yapmak da gerekiyor.

* Oysa asıl konu günlük ekmeğimiz, bizi boğarcasına üzerimize çullanmış boş insanlardır.

* Bizi harakete geçiren, yararlı olduğunu kabul ettiğimiz şeylerdir.

* ...mezarda ne denli tutkulu, günahkâr, isyankâr bir yürek yatıyor olursa olsun, üzerinde yetişen çiçekler gene de masum gözleriyle uysal, sakin bakar bize: Yalnızca ebedi huzurdan, doğanın "kayıtsız", büyük huzurundan değil, ölümsüz barıştan, sonsuz yaşamdan da söz ederler...

* Her davranış, çocukların dediği gibi yapmacık oluyordu. Başka deyişle davranışları basit, doğal olmuyordu.

* Yoruluncaya kadar yürüdü. Öyleyken, içinde o bir şeyler aranan belirsiz, üzgünlükle karışık özlem hâlâ dinmiyordu.

* En önemli şey kişiliktir sayın bayım, kişilik! İnsanın kişiliği kaya gibi dayanıklı olmalı, çünkü her şey onun üzerine kurulur.

* "Fakat nasıl olur da , şiir inkar edilir? Sanata, doğaya nasıl duyarlı olunmaz?"

* Yaşayabileceğim süre de, benden önce var olan , benden sonra da devam edecek olan sonsuzlukta ölçülünce o kadar önemsiz ki !

* Ben kimsenin düşüncesini paylaşmam: Benim kendi düşüncelerim vardır.

* Çağdaş gençlerin nasıl konuşması gerektiğini öğren! Böyle düşünürseniz, gençler sizin arkanızdan nasıl gelmesin? Eskiden okuyup öğreniyordu gençler; çevrelerinde cahil tanınmak istemediklerinden ister istemez öğrenmeye çalışıyorlardı. Ama şimdi şöyle demek yeterli oluyor onlar için: “Dünyada her şey saçma!” Bu kadarla iş bitiyor! Tabii bundan keyif alıyor gençler. Eskiden de saçmalayanları vardı kuşkusuz, ama şimdi nihilist olup çıktılar.

* "Siz sevmek istiyorsunuz," ... "Oysa sevmeyi beceremiyorsunuz, işte sizin mutsuzluğunuzun nedeni bu."

* "Düşünün ki sevilmeden sevmekten daha feci bir şey yoktur."

* Her insan kendi kendini eğitmek zorundadır...

* Duygularımın etkisiyle her zaman olumsuz düşünürüm. Yadsımaktan hoşlanırım, benim yapım öyledir, hepsi o kadar!

* Zaman (bilindiği üzere) bazen kuş gibi uçar gider, bazen sümüklüböcek gibi ilerler; ama insanın en çok hoşlandığı, onun çabuk mu, yavaş mı geçtiğini fark etmemesidir.

* Doğru dürüst bir kimyager herhangi bir şairden yirmi kat daha faydalıdır.







İvan Sergeyeviç Turgenyev Rus şair, yazar, oyun yazarı, çevirmen.(1818 - 1883)
Rus edebiyatının en büyük realist yazarlarındandır.
Eserlerinde döneminin düşünsel akımlarını, toplumsal çelişkileri, Rus asilleri ile köleler arasındaki uyuşmazlığı realist biçimde yansıtmıştır.
Edebiyatı sosyal gelişmenin bir aracı olarak görmüş; roman, öykü, tiyatro türlerinde eserler vermiştir.

Turgenyev Eserleri :
Bir Avcının Notları(1852-Öykü)
Rudin(1855-Roman)
Asilzade Yuvası(1855-Roman)
Arefe(1858-Roman)
Babalar ve Oğullar (1862-Roman)(nihilizm konusunda yazılmıs ilk roman)
Tuğbay(1867-Öykü)
Ham Toprak(1876-Roman)
Duman(1870-Roman)
Bozkırda Bir Kral Lear (1870-Öykü)
İlk Aşk (roman)







12 Nisan 2020 Pazar

BALZAC "GORİOT BABA"


#Balzac 📖 

Romanlarda gerçekçilik akımının öncüsü olarak kabul edilen Balzac'ın kitaplarının ortak özelligi büyüleyici betimlemeleri, okurken gözünüzün önünde her detay karşınızdaymış gibi tüm teferruatlarıyla gelivermesini sağlamasıdır.
Honore de Balzac,  eseriyle bir "İnsanlık Komedyası" oluşturmak istemiştir ve Goriot Baba romanını bu maksatla yazmıştır ve daha sonra yazdığı eserlerdeki tüm karakterleri birbiriyle ilişkilendirmeye çalışarak bu amacına ulaşmak istemiştir. Bu nedenle Goriot Baba, yazarın kafasındaki "İnsanlık Komedyası" planın ilk parçası olmaktadır.
Balzac eserlerinde ihtilal sonrası Fransa'nın edebî kesitini çizerek Fransız burjuvazisinin atmosferi, alışkanlıkları, gelenekleri ve yaşam tarzını hicvetmiştir.
Goriot Baba bir "karakter romanı" özelliği taşıyan realist akımın başarılı bir örneğidir. Roman, 1820 yıllarının Paris yaşamını, Fransız toplumundaki sınıf ayrımını, üst tabaka ve alt tabaka arasındaki derin uçurumu, düşenler ile yükselmeye çabalayan insanların hayatlarını, insanlığın dramlarını ve trajik olayları anlatır. 
Balzac, karakterlerini hem dış görünüşleriyle hem de ruhsal dünyalarıyla ayrıntılı bir biçimde betimlemiştir. Yazar, olayları süzgeçten geçirerek özlü bir hale getirip anlaşılması kolay bir olay örgüsü oluşturmuştur.
Romanda karşılıklı konuşmalara uzun uzun yer verilmiştir.
Goriot Baba, üçüncü kişi ağzından yazılmıştır. Romanın en önemli merkezi olan Vauquer Pansiyonu’nu anlatan, mekanı ve kiracılarını bilen herhangi bir kişi olan yazar-anlatıcıdır. Bu anlatıcı da romanın diğer kahramanları gibi kurgusaldır.
Romanda sefalet ve ihtişam içiçe verilmiştir; başkarakter Goriot Baba fabrikatörlükten fakirliğe düşerken, bir diğer önemli karakter fakirlikten zenginliğe yükselmeye çabalayan Rsetıgnac’ın hikâyesi düşme ve yükselme tezadını ortaya koymaktadır. Giderek sefalete düşen Goriot Baba ile gitgide yükselen Restıgnac’ı aynı pansiyonda buluşturan yazar, babalarını sömürdükten sonra sokakta ölüme terk eden vefasız kızlarıyla insanlığın acımasız taraflarını ortaya koymuştur.
Romanda aktarılan diğer bir sosyal boyut; yüksek çevredeki ahlâkî yozlaşmıştık ve çürümedir; insanlarda sevgi, saygı, hoşgörü, sadakat, güven, acıma gibi insanî duygular yok olmuştur.

#GoriotBaba 📚


Altını Çizdiğim Satırlar 📖

* Görüşlerinin hiç değişmemesiyle övünen kimse hep burnunun dikine gitmekle kendini görevlendirmiştir, insanın hiç yanılmayacağını sanan bir böndür. Kurallar yok, olaylar vardır. Kanunlar yok, durumlar vardır. Üstün adam olaylara durumlara, yön vermek üzere kaynaştırır.

* Kurumuş yürekler görmek mi daha ürkütücüdür, boşalmış kafatasları görmek mi, kim karar verebilir?

* Yelken açmış bir gemiden, dörtnala giden attan ve dans eden kadından daha güzel bir şey olmadığını kim söylemişse, dogru söylemiş.

* İnsan yüreği sevgi tepelerine tırmanırken arada bir dinlenmek fırsatı bulursa da kin duygularının dik yokuşunda pek mola vermez.

* Duygu bir düşünce içine sıkıştırılmış dünya değil midir?

* Nasıl ki şık bir elbise kadınların çekiciliğini arttırırsa, mutluluk da onlara şiirsel bir pırıltı verir.






11 Nisan 2020 Cumartesi

GOGOL '' ÖLÜ CANLAR''



Ölü Canlar, Nikolay Vasilyeviç Gogol'un ilk cildini 1842'de tamamladığı ve bitirilememiş romanıdır. Romanın konusunu kendisine Puşkin tarafından önerilmiştir. Gogol’u yaşamı süresince ‘İnsan Ruhu’ kavramı meşgul etmiştir. Gogol’e göre ruh, insanlığın başlama noktasıdır eğer İnsan ruhu pasifleştirirse ruhun ölümünü gerçekleştirmiş demektir. Gogol, Ölü Canlar'da ruhsal boyutu Dante’nin ‘İlahi Komedya’sındaki gibi Cehennemin yaratılmasıyla aktarmayı istemiştir. Ana karakter cehennemin en derinine indirmiştir. Romandaki birçok anıştırma Dante’nin tasvir ettiği cehennemi canlandırmaktadır. Gogol alegorilere, kinayelere sık sık başvurmuştur.
Yazar, ikinci ve üçüncü bölümleri çeşitli sebeplerle tamamlayamamıştır.
Eser, 19. asır Rus insanlarına Çarlık Rusya idaresi ve anlayışına bir eleştiri niteliği taşımaktadır; 19. Yüzyıl Rusya’sını yergiler ve betimler.
Romanın anlatımında kara mizah özelliği bunmaktadır. Roman, olayları gözleyen, izleyen takip eden ve betimleyen gözlemci bir bakış açısıyla anlatılmıştır.
Eser, Rusya’da köleliğin kaldırılmasından önce toprak sahiplerinin çalıştırdıkları köylü sayısı kadar vergi ödemek zorunda oldukları gibi devletten para da alabilmelerine olanak tanıyan bir yasanın açığından faydalanarak ölmüş köleleri satın alarak devletten para sızdıran bir sahtekârı ve yaşadıklarını anlatmaktadır. Ölülerin üzerinden devletten para sızdıran bu sahtekâr ne kadar çok ölü köle satın alırsa o kadar çok para kazanmaktadır. Bunun için olabildiğince çok toprak sahibinin yanına gitmekte, onlara kendini muhim biri gibi tanıtmakta, bu sayede de onların ikram ve saygılarına mazhar olmaktadır.
Gogol, Rus köylüsünün acıklı hayatını, karakterlerin kişiliğini ince bir mizahi yergi ile anlatmıştır. Eserin sahtekâr kahramanı Cicikov, ve diğer sahtekarlıkları Rus yasalarında var olan kölelik sistemi ve sosyal yaşamından esinlenilerek kurgulanmıştır. Nikolay Vasilyeviç Gogol, ülkesindeki gündelik yaşamı, sosyal tabakalar arasındaki uçurumları, yaşam standartlarında görülen adaletsizlikleri, feodaller, sıradan köylüler ve kölelerin yaşamlarındaki tezatları, yasalardaki boşlukları realist bir yaklaşımla dönemin panaromasını başarıyla ortaya koymuştur. 
Romandaki olaylar zinciri ana karakter Chichikov’un ölü canları toplarken her bir bölümde farklı bir ortam, farklı insanlar ve karakterler ile sohbetlerini, o insanların yaşama biçimlerini, hayata bakışlarını bir bir ortaya koyacak bir düzen içinde izlemektedir. Romandaki kişiler, tavırları, huyları, düşünceleri, yaşamları gibi pek çok detayı bizlere sunarken kendi çağını ve insanlarını tüm ayrıntıları ile yansıtmaktadır.

ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR 📝

* İnsanın herşeyden bezmesi modern bir hastalıktır.

* Korku çok hızla yayılır ve vebadan daha yıkıcıdır.

* Hayat nedir ? Kederle dolu bir vadi.
Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı.

* Sessiz, sakin köy yaşamına ilişkin hayalleri gitgide soluklaştı, kent ve onun gürültülü yaşamı daha bir canlı, ışıltılı niteliğe büründü. Ah, hayat!

* "Siz de görüyorsunuz: Düşmanlıklarla, hainliklerle, insanı baştan çıkaran şeylerle dolu bir dünya bu."

* "Çocukluk çağlarımız değil midir en kıskanılacak yaşlarımız: Ne gelecek derdi ne başka herhangi bir tasa, üzüntü!.."

* "İnsanı kanatlandıran, ilerlemesini, gelişmesini sağlayan sanat gibi, kültür, eğitim gibi yücelikleri asla kavrayamıyorlardı."

* "Yokluğum hiç kimseye ve hiçbir şeye bir zarar vermez. Çıkayım en iyisi şu yolculuğa."

* "Dünyayı görmek, insanları tanımak bildiğiniz gibi canlı bir kitap, ikinci bir bilim yerine geçer."

* "Bağışlayın ama ben yine de nasıl olup da sıkılabildiğinizi anlayamıyorum. Zira öyle çok şey var ki sıkılmanızı önleyecek!.."

* "İnsanın bir hedefi varsa, önüne ardına bakmadan hedefin üstüne üstüne yürümesi gerekmez mi? O anda kim ne demiş, bakılmaz ki!"

* "Denizde kum, insanda tutku! Üstelik hiçbiri birbirine benzemez! İyisi kötüsü, sıradanı soylusu, başlangıçta hepsi insana boyun eğer gibidir, ama sonra zorbaca ona boyun eğdirir, onun hâkimi olurlar."

* "Ancak unutmamak gerekir ki günümüzde artık rüşvet diye bir şey kalmamıştır: Bütün yöneticiler, amirler son derece soylu, temiz insanlar çok şükür..."

* ... önüne kar yığılı bir pencerenin soğuk, bulanık görüntüsünü andırıyordu hayat.

* Nasıl da tuhaf, gönül çelen, insanı alıp götüren harika bir sözcüktür şu yol sözcüğü!.. Ve yol denen şeyin kendisi, nasıl da büyüleyici, göz kamaştırıcıdır!



GOGOL
Nikolay Gogol, 31 Mart 1809 tarihinde Ukrayna'da dünyaya geldi.

Orta halli torak sahibi bir ailenin çocuğu olan Gogol, genel itibariyle Kazak etkisi altında büyümüştür, bu durum eserlerine de yansıyacaktır. Gençlik zamanlarında edebiyata, özellikle de şiire ilgi duymaya başlayan Gogol, genç yaşlarda yetim kalınca Petersburg'a giderek çalışmaya başlar. Gogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.
Gogol, 1831-32 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, "Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları" isimli kitapta topladı. Bu öyküler, Rus edebiyat dünyasında Gogol’un birden parlamasına ve yazarlar arasında tanınmasına yol açar.
1835 senesinde "Mirgorod ve Arabeski" adlı eserlerini yayımlar. Bu kitaplarında halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişini işlemiştir.
Büyük komedisi "Müfettiş" isimli eseriyle bürokrasiyi alay derecesinde eleştiren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker ve tepkiler yüzünden vatanından ayrılmak zorunda kalır.
Daha sonraları "Ölü Canlar" ve "Palto" eserlerini yayınlar. Palto eseri için ünlü yazar Dostoyevski; "Hepimiz paltonun cebinden çıktık" demiştir.
 Palto, dönemin hükumetinin ve aristokratların tepkisini çeker. Rus insanını aşağılamakla suçlanan Gogol'un esas amacı, eserinde halkı anlattığı şekle getiren başarısız idarecileri eleştirmekti. Bu dönemdeki baskılardan oldukça etkilenen Gogol, psikolojik olarak da rahatsızlanmaya başlıyordu.
Yazarlıkta her zaman Puşkin'i örnek almıştır. Puşkin'in ölümünden sonra ünü daha da artan Gogol, ününün artmasından sonra kendini toplumun öncüsü olarak görmeye başladı. Kendine, toplumu geliştirmek, insanlara yol göstermek gibi görevler edinir. Eskisinden daha dindar bir hayat yaşamaya başlar ve eskiden eleştirdiği kiliseyi bile över.
4 Mart 1852 tarihinde, kırk iki yaşında hayatını kaybeder.

ESERLERİ
İki Soylu Kişinin Öyküsü
Masallar
Müfettiş
Palto
Ölü Canlar
Burun
Bir Delinin Hatıra Defteri
Portre
Eski Zaman Beyleri
Taras Bulba
Fayton
Kumarcılar
Dava
Evlenme
Petersburg Hikayeleri
Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları