18 Ekim 2021 Pazartesi

FYODOR DOSTOYEVSKİ "EZİLENLER"

 

#Dostoyevski #FyodorDostoyevski 📚
#Ezilenler #EzilmişlerveAşağılanmışlar 📖



Fyodor Dostoyevski’nin 1861 yılında yayımlanan (Unizhennye i Oskorblyonnye) Türkçe tercümesi “Ezilmişler ve Aşağılanmışlar” olan romanı, Türkçeye "Ezilenler" olarak çevrilmiştir. Dostoyevski’nin Sibirya’daki sürgünden dönüşte yazdığı ilk romandır. Gençlik yıllarındaki öz geçmişinden izler taşıyan anı türündeki eserde, yazar kendini yansıttığı Vanya (İvan Petroviç) karakteri gözünden olayları ve duyguları aktarmıştır. Romanda Çarlık Rusya’sındaki sınıf farklarına dayalı sistemde yaşanan çatışmalar işlenmiş, toplumda nufuzlü kimselerin aşağı tabakadaki insanları nasıl ezdiğini çetrefilli aşk hikayeleri eşliğinde anlatmıştır. Dostoyevski, insan doğasını, insanı insan yapan davranışları, romanın karakterleri üzerinden kendi uslubuyla aktarmış, ruh çözümlemelerine ve psikolojik analizlere yer vermiştir.




#AltınıÇizdiğimSatırlar 📝

* Önümüzde esrarlı, çekici bir hayat vardı ve onu tanımanın tadına doyulmuyordu.

* Mart güneşini, hele gurubunu pek severim, berrak, ayaz akşamlarda elbet. Ansızın parlak bir ışığa boğulan tüm sokak parıldar. Evlerin hepsi ansızın ışıldamaya başlar sanki. Boz, sarımtırak, kirli yeşil renkler bir anda tüm somurtkanlıklarını kaybederler; sanki içiniz birden ferahlar, sanki biri sizi dirseğiyle dürtmüş gibi irkilirsiniz. Yepyeni bir görüş, yepyeni düşünceler... Bir tek güneş ışığı insan ruhunda neler yapabiliyor, hayret!

* Hayatımın şu acı dolu son yılını bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Hepsini kâğıda dökmek istiyorum; kendimi bununla oyalamazsam can sıkıntısından ölürüm herhalde. Başımdan geçenleri hatırlamak beni ıstırap verecek derecede heyecanlandırıyor. Kâğıda dökülünce daha teskin edici, daha düzgün şekiller alacak ve bir sayıklama veya kâbusa daha az benzeyecekler. Bana öyle geliyor. Yalnız yazma işi bile yeter; insanı sakinleştirir, soğukkanlı yapar, eski yazar alışkanlıklarımı dürter, anılarımla mariz hayallerimi bir iş, bir meşgale haline sokar... Evet, iyi buldum. Hem de sağlık memuruna bir miras bırakmış olurum; anılarımla kışın pencereleri kâğıtlasın bari.

* Gözlerinden, " Oysa ömrümüzün sonuna kadar mutlu olabilirdik!" düşüncesini okudum.

* Yer değiştirmek, baştan başa değişmek demektir.

* Kişiliğim, bizzat ben. Her şey, evren bile benim için yaratılmıştır. Beni dinleyin dostum, ben bu dünyada keyfince yaşamanın mümkün olduğuna hâlâ inanıyorum. Bu da inançların en iyisidir, zira buna inanmadan kötü bir hayat bile süremezsiniz, zehir içmekten başka çareniz kalmaz. İşittiğime göre, ahmağın biri bunu yapmış. Felsefeyle uğraşa uğraşa insan hayatındaki bütün kuralları, en tabii en sıradan olanları bile yıkmış; boşluk içinde topu topu bir sıfır elde edince bir siyanür asidini kurtuluş çaresi saymış. Siz bu hareketi Hamlet gibi bir umutsuzluk doruğuna, düşlerimizde görmediğimiz bir yüksekliğe çıkarırsınız. Çünkü siz şairsiniz. Ben basit bir adam olduğum için meseleye sade, pratik gözle bakarım.

* Bazı müşfik, ince duygulu kişiler, en sevdikleri varlığa bile yalnız başkalarının yanında değil, baş başa kalınca da yaklaşıp şefkat gösterme konusunda son derece inatçı, neredeyse untangaç olurlar; ama nadir görülen sevgi taşkınlıkları sırasında bastırdıkları duyguları da o ölçüde sıcak, heyecanlı olur.

* Sinirlerim bozuk olduğundan mı, yeni evimi yadırgadığımdan mı, yoksa yakında geçirdiğim bir üzüntüden mi ne, karanlık basar basmaz yavaşça mistik korku adını verdiğim bir ruh hali gelir üzerime; bu durum şimdi hastayken sık sık tekrarlanıyordu. Bu, benim de kestiremediğim, akla sığmayan, normal hayatta rastlanmadığı halde gayet cismani, hatta belki şu anda bile aklın sıraladığı bütün delillerle alay edercesine, kaçınılmaz, korkunç, iğrenç, merhametsiz bir varlık halinde karşıma dikilebilecek, acı, azap verici bir korkuydu. Bu korku genellikle, aklın söylediklerini dinlemez, gittikçe artardı; ondan sonra dimağ daha keskin bir açıklıkla işlemeye başlardı, bununla beraber duygulara karşı koymaktan acizdi. Akıl söz dinlemez, faydasızlaşır, bu ikileşme de ürküntümü artırır, acı dolu bir bekleyişe çevirirdi. Ölülerden korkan insanların duydukları sıkıntı da böyle bir şeydir sanırım. Ama benimkinde tehlikenin belirsizliği bu azabı daha da güçlendirirdi.





11 Ekim 2021 Pazartesi

FYODOR DOSTOYEVSKİ " ÖTEKİ"

 

#Öteki #Dvojnik
#FyodorMihayloviçDostoyevski 📚


1846 yılında yayımlanan Dostoyevski’nin ikinci eseri Öteki (Dvoynik), 1800’lerin Rusya’sının Başkenti Petersburg’da geçmektedir.
Dostoyevski, eserlerinde bireyin dünyasını içten dışa doğru ele alarak insanın kendisiyle hesaplaşmasını, kişilik arayışı neticesinde kişilik bölünmesini, parçalanmış bilincin kurduğu alter ego kavramıyla ürkütücü hayatı resmeder.
Öteki’nin kahramanı Golyadkin paranoid şizofreni hastasıdır. Çağının ötesine uzanan eser 1946'da yayımlanmıştır, şizofreniye ait klinik belirtileri içeren tanımlamayı ise ilk olarak Kraepelin "Dementia Precoxe" terimi altında 1874 yılında yapmıştır, 1911 yılında Eugen Bleuler schizo-phrenia "zihin bölünmesi" terimini kullanmıştır.

St. Petersburg'da yabancılaşmış, silik bir karakter olan düşük seviyeli memur Yakov Petrovich Golyadkin, bürokratik hiyerarşiye hapsolmuş, hayata yenik düşmüş bir karakterdir.
Golyadkin, herkesin ona karşı komplo kurduğuna, yetersizliğiyle dalga geçtiğine, onu aşağıladığına, alay ettiğine, dışladığına, ona karşı entrikalar çevirdiğine inanarak sürekli mani girdabına girer. Golyadkin'in tek istediği kamu hizmetinde üstleri tarafından değer görmektir. Kişilik bölünmesi yaşayan karakter aynı zamanda paranoya ve kaygı içindedir.
Golyadkin, dublörü / çifti / düşmanı ile  karşılaştıktan sonra hayatı, daha büyük içinden çıkılmaz bir karmaşaya sürüklenir.  “Gerçek” Golyadkin ile “sahte” Golyadkin, rakip olarak devamlı çatışmaya girer. "Gerçek" Golyadkin, dublörünün / benzerinin onu gölgede bırakmak, zayıflatmak, yok etmek istediği kaygısıyla buhran içinde saplantılı halinden kurtulamaz.
Roman 2013 yılında The Double ismiyle sinemaya uyarlanmıştır.


ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR 📝

* Uzun süredir unutmuş olduğu bir düşünce -uzun süre önce yaşamış olduğu bir olayın hatırası- aklına gelmiş, çekiç gibi kafasına vuruyor, canını sıkıyor ve bu düşünceyi kafasından atamıyordu.

* Kafasındaki düşünceler çalılara takılırcasına sağa sola takılıyor, tek bir noktada durmuyordu.

* O anki durumu, uçurumun kenarında dururken altında sallanan, yarılan toprak parçası son bir sallanmayla koparak düşen ve onu da uçuruma sürükleyen, ama tutunup kendini kurtaracak, gözlerini derin boşluktan başka bir yana çevirecek gücü, azmi olmayan birini andırıyordu; uçurum onu kendine çekiyor ve sonunda ölüme bir an önce kavuşmak istercesine uçuruma kendi atlıyor.

* Yalnızca kendinden kaçmak istemiyor, bir daha geri dönmemek üzere ortadan kaybolmak İstiyordu.

* Ayaklarından zincirlenmiş gibi kalakaldığı yerden hızla ileri atıldı, açık havaya, özgürlüğe, kaderin onu götüreceği yere doğru koşmaya başladı...

* Bir adım atsa içerideydi ve bunu ustalıkla becerebilirdi. O anda – büyük bir dolap ve eski paravanların arasında, çöplerin ve ıvır zıvırların ortasında, üç saat soğukta bekledikten sonra – Fransız bakan Villéle'in "Beklemeyi bilen amacına ulaşır" sözünü tekrarlıyordu. Bu sözü, farklı konuyla ilgili bir kitapta okumuştu ve söze son derece uygun düşen bir anda hatırlamıştı.

* Ben basit bir adamım, görünüşümde bir parıltı yoktur. Bu konuda silahsız bir asker gibiyim.

* Dolambaçlı yollara sapmadan, düzgün, açık yollarda yürürüm çünkü o yolları önemsemem ve onları başkalarına bırakırım. Belki sizden de benden de temiz olanları aşağılamak niyetinde değilim... İmalı sözlerden de hoşlanmam; ikiyüzlülüğe de tenezzül etmem; iftiradan ve dedikodudan tiksinirim. Maskeyi sadece maskeli balolarda takarım, insanların arasında dolaşırken değil.


📌 Kronolojik Sırayla Dostoyevski Okuma Rehberi 📖 * İnsancıklar (1846) (İletişim Yayınlayları) * Öteki (1846) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) * Ev Sahibesi (1847) ( İş Kültür yayınları) * Beyaz Geceler (1848) (Can Yayınları) * Stepançikovo Köyü (1859) (İş Kültür Yayınları) * Ezilenler (1861) (İş Kültür Yayınları) * Ölüler Evinden Anılar (1862) ( İş Kültür Yayınları) * Yeraltından Notlar (1864) (İş Kültür Yayınları) * Suç ve Ceza (1866) (Can Yayınları) * Kumarbaz (1867) (İş Kültür Yayınları) * Budala (1869) (İş Kültür Yayınları) * Ecinniler (1872) (İş Kültür Yayınları) * Bir Yazarın Günlüğü (1873) (YKY) * Delikanlı (1875) (İletişim Yayınları) * Karamazov Kardeşler (1881) (İş Bankası Kültür Yayınları) 📌 Henri Troyat "Dostoyevski Biyografisi" (İletişim Yayınlayları)

#TheDouble  🎬 #Öteki 🎥

Öteki ( The Double), yönetmenliğini Richard Ayoade'ın üstlendiği, 2013 yılı İngiliz yapımı kara komedi, gerilim filmidir.

Fyodor Dostoyevsky'nin aynı adlı novellasından uyarlanan film, yoğun miktarda gizem barındırır, kahramanların duygusal çözümlemelerine dönük psikolojik derinlikte anlatımlara yer verir. Filmde hem içsel çözümlemeler hem sistem eleştirileri mevcuttur.

#TheDouble 🎥

-Senin gibilere pek rastlanmıyor değil mi?

-Benzersiz olduğumu düşünmek isterdim.

#Öteki 🎬

"Diğer insanlar yalnız olmasalar bile ona yalnız birisi olduğunu nasıl söyleyebilirim ki ? Ona söylemek istediklerimin hepsi bu. Kayıp, yalnız ve görünmez olmanın nasıl hissettirdiğini iyi bilirim çünkü... Onunla konuşmaya çalıştım ama nasıl kendim olurum bilmiyorum. Sanki sürekli kendim değilmişim gibi. Elini bana uzatsan ulaşabilecekmişsin gibi. Şu anda olduğum kişinin aksine, olmak istediğim kişiyi göremiyorum. Bunun için uğraşıyorum ama ne yapılması gerekiyorsa yetersizim, olmuyor. Pinokyo gibiyim. Tahtadanım ben, gerçek bir insan değilim.''










FYODOR DOSTOYEVSKİ " İNSANCIKLAR"

 #Dostoyevski 📚 #İnsancıklar


1846 yılında yayımlanan Dostoyevski’nin ilk eseri olan İnsancıklar mektup-roman tarzında yazılmış, yokluğu ve yoksulluğu realist bir şekilde tasvir eden toplumsal içerikli bir romandır. Rus toplumunu pek çok yönden irdeleyen roman, Rus edebiyatının ilk toplumsal romanı olarak kabul edilir. Dostoyevski’nin yazmış olduğu bu eserle yaşadığı çağın insanını, toplumunu ve olaylarını resmeder ve felsefi derinlikle aktarır. 

Roman aşk konusu etrafında Rus halkının karakterlerini ve duygu dünyalarını analiz etmektedir. Mektupların içeriği, günlük yaşantılarındaki olayları, bu olayların kendi üzerlerinde bıraktığı izleri ve birbirlerine karşı hissettikleri duyguları konu alır. Dostoyevski, halk içindeki eşitsizlikleri, ayrıştırmaları gözler önüne sererek işlediği yaşam koşulları, yoksulluk gibi olaylar dönemin Petersburg hayatına ayna tutmaktadır. Yazar, maddiyatın insanların yaşantıları üzerindeki yıkıcı gücünü ve fakir insanların karşı karşıya kaldığı acımasız gerçekliği gözler önüne sermiştir.



ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR 📝

* Geçmiş kötü bile olsa, anısı tatlı bir elem verir insana. Beni üzen çirkin bir olayı bile sonraları çirkinliğinden sıyrılmış, hoş bir biçimde hatırlarım.

* İnsanın sıcak, mutlu, bildik aile yuvasında bulunmasından daha hoş ne olabilir!

* İnsan başkalarıyla yakından ilgilenirse, onların felaketlerini benimserse hiçbir zaman mutlu olamaz.

* Okuduğum romanların, şiirlerin etkisinde kaldığım, genç olduğum için böyle düşünüyormuşum. Romanlar genç kızları mahvediyormuş. Kitap ahlak bozucu bir şeymiş, nefret edermiş kitaplardan. Insanları anlamam için onun yaşına gelmem gerektiğini söyledi.

* Düşkünler hodbin olur... Doğanın bir yasasıdır bu. Eskiden de hissediyordum bunu. Yoksul, ezilmiş insan kuşkucudur. Çevresine yanından geçenlere yan gözle, bir tuhaf bakar. Kendisinden mi söz ediyorlar, anlamak için gözlerini kısarak, kuşkulu bakışlarını dolaştırır çevresindekilerin üzerinde, konuşulanlara kulak kabartır. Niçin böyle soğuk bir dış görünüş vardır? Neler hisseder? Dış görünüşü böyledirde iç görünüşü nasıldır acaba? Şurası kesindir ki var Varvaracığım, şu kağıt karalayıcılar ne kadar yazarlarsa yazsınlar, yoksul insanın bir paçavra kadar değeri yoktur! Bu böyle gelmiş böyle gider. Niçin mi? Çünkü onlara - yazarlara- göre yoksul insan, her şeyi ortaya dökülmesi gereken bir yaratıktır. Kutsal hiçbir şeyi, gururu olamaz!..

* Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Mutsuzlar, zavallılar daha da mutsuz, zavallı olmamak için birbirlerinden kaçmalıdırlar.


📌 Kronolojik Sırayla Dostoyevski Okuma Rehberi 📖 * İnsancıklar (1846) (İletişim Yayınlayları) * Öteki (1846) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) * Ev Sahibesi (1847) ( İş Kültür yayınları) * Beyaz Geceler (1848) (Can Yayınları) * Stepançikovo Köyü (1859) (İş Kültür Yayınları) * Ezilenler (1861) (İş Kültür Yayınları) * Ölüler Evinden Anılar (1862) ( İş Kültür Yayınları) * Yeraltından Notlar (1864) (İş Kültür Yayınları) * Suç ve Ceza (1866) (Can Yayınları) * Kumarbaz (1867) (İş Kültür Yayınları) * Budala (1869) (İş Kültür Yayınları) * Ecinniler (1872) (İş Kültür Yayınları) * Bir Yazarın Günlüğü (1873) (YKY) * Delikanlı (1875) (İletişim Yayınları) * Karamazov Kardeşler (1881) (İş Bankası Kültür Yayınları) 📌 Henri Troyat "Dostoyevski Biyografisi" (İletişim Yayınlayları)






7 Ekim 2021 Perşembe

LEV NİKOLAYEVİC TOLSTOY "DİRİLİŞ"

 

#Tolstoy 📚 #Diriliş 📖

"Diriliş" (Воскресенье) Tolstoy’un 1899'da yazdığı hukuk ve bürokrasi hicvi olan başyapıtıdır. Yazar, ruhani bir dirilişi konu aldığı eserde toplumsal eşitsizliği, sömürüyü, Rus ceza hukukunu eleştirmiştir.
Tolstoy, suç ve suçluluk duygusunun arka planında Nehlüdov karakteri
üzerinden kendi dünya görüşünü, kişisel değişimlerini, hayat felsefesini,
dini inanç arayışını ve anlayışını aktarmıştır. Tolstoy kendi yaşamını ve yaşamındaki ideolojik, teolojik, sosyolojik, psikolojik gerilim ve gelişimleri karakterine yönelterek yansıtmıştır. Yarattığı karakter gibi Tolstoy da manevi arayışlar içinde, ahlaki yetkinliğe ulaşma çabasıyla, kendini ve çevresini yargılayarak, hayatı anlamlandırmaya çalışıp ruhunda yaşadığı değişime bir yön vermek istemiş ve kendi hayat felsefesini oluşturmaya çalışmıştır.

Romanda, Nehlüdov karakterinin bedensel zevki uğruna işlediği bir hatanın neden olduğu trajik durumla yıllar sonra yüzleşmesi ve ruhunu kötülüklerden arındırma yolunda sarf ettiği çaba anlatılır ve vicdan azabına, insan fıtratına; insanların en doğru olanları yapıp yapamayacağı sorularına, genlerinde kötülük olan insanların bunu düzeltip düzeltemeyeceklerine yönelik konulara değinilirken, ahlaki değerlere vurgu yaparak insan ruhunun, vicdanının ve inancının toplum tarafından öldürüldüğü dile getirilmiştir.

Eserin otobiyografik nitelikleri barındırmasının yanı sıra dönemin sosyolojik sorunları, eşit olmayan toplumsal düzen, dini yozlaşma, hukuk düzeninin adaletsiz tarafları eleştirilip vicdan ve adaletin yeniden doğup doğamayacağı sorgulanmıştır.

 



 ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR 📝

* Her insan, bir işi yapabilmek için bu işin iyi ve önemli bir iş olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu yüzden de insan hangi durumda olursa olsun yaptığı işin kendisine önemli ve iyi görüneceği bir yaşam görüşü oluşturur mutlaka.

Genellikle bir hırsızın, katilin, hafiyenin, fahişenin yaptıkları işin kötülüğünü kabul ederek bu işten utanacakları düşünülür. Oysa tam tersi olur. Kaderin ve işledikleri günahlarla yaptıkları hataların sonucunda malum duruma düşmüş olan insanlar, ne kadar yanlış olursa olsun, kendilerine öyle bir yaşam görüşü oluştururlar ki, içinde bulundukları durum onlara iyi ve saygın bir durum olarak görünür. Bu görüşü desteklemek için de yaşamla ve bu yaşam içindeki yerleriyle ilgili oluşturdukları anlayışın kabul gördüğü bir insan çevresinde bulunurlar içgüdüsel olarak. İş, becerikliliğiyle övünen hırsızlara, ahlaksızlığıyla övünen fahişelere, acımasızlığıyla övünen katillere gelince şaşırıp kalırız. Ama bu şaşkınlığımızın nedeni sadece bu insanların çevresinin, ortamının sınırlı bir çevre ve ortam olması ve asıl önemlisi de bizim bu çevrenin dışında bulunmamızdır. Ancak zenginlikleriyle yani yağmacılıklarıyla övünen zenginler, zaferleriyle yani işledikleri cinayetlerle övünen komutanlar, güçleriyle yani zorbalıklarıyla övünen hükümdarlar için de aynı şey geçerli değil midir? Bu insanların durumlarını haklı göstermek için yaşam anlayışlarını, iyilik ve kötülük anlayışlarını çarpıttıklarını görmememizin tek nedeni, bu tür çarpık anlayışlara sahip insanlar çevresinin daha geniş olması ve bizim de bu çevreye ait olmamızdır.

* İki yıldır günlük yazmadım. Bu çocukça şeyi bir daha hiç elime almayacağımı sanıyordum. Oysa çocukça bir şey değil bu, insanın kendisiyle, her insanın içinde yaşayan ilahi ben'iyle konuşmasıdır. Bu ben iki yıldır uyuyordu ve benim konuşacak kimsem yoktu.

* O zamanlar önünde sonsuz olanaklar bulunan, canlı, özgür biriydi. Şimdi ise aptal, boş, amaçsız ve hiçbir anlamı olmayan bir hayatın ağlarına kıskıvrak yakalanmış hissediyordu kendini. Bu ağdan hiçbir çıkış yolu görmüyordu, zaten çıkmak isteği de yoktu. Bir zamanlar dürüstlüğüyle nasıl gururlandığını, doğru söylemeyi her zaman kendine kural edindiğini, gerçekten de hep doğru sözlü biri olduğunu, şimdiyse boğazına kadar yalana, çevresindeki herkesin doğru olarak kabul ettiği en korkunç yalana battığını anımsadı. Ve bu yalandan kurtuluş yoktu, en azından kendisi bir kurtuluş yolu görmüyordu. Bu yalana batmış, alışmış, içine yan gelip yatmıştı.

* İçinde koşmaya başlamış olan pişmanlık duygusuna boyun eğmemişti hâlâ. Bunun, geçip gidecek ve yaşantısını bozmayacak bir rastlantı olduğunu düşünüyordu. Odalara pisleyen ve sahibi tarafından ensesinden yakalanıp burnu yaptığı pisliğe sokulan bir köpek yavrusunun durumunda hissediyordu kendini. Yavru köpek ciyak ciyak bağırıyor, badger diye işin sonuçlarından olabildiğince uzaklaşmak ve bunları unutmak için geri geri kaçmaya çalışıyor ama insafsız sahibi buna izin vermiyordu. O da yaptığı fenalığı aynı şekilde hissediyordu. Sahibinin güçlü elini de hissediyordu ama yaptığının anlamını hâlâ kavrayamıyor, sahibini tanımıyordu. Karşısında duran şeyin kendi eseri olduğuna inanmak istemiyordu hâlâ. Ancak görünmez, insafsız bir el onu yakalamıştı ve kurtulamayacağını artık seziyordu. Hala kabadayılık taslıyor ve her zamanki alışkanlığıyla ayak ayak üstüne atmış, pince-nez'siyle (kelebek gözlük) dikkatsizce oynayarak birinci sıranın ikinci sandalyesinde kendinden emin bir pozda oturuyordu. Bununla birlikte sadece yaptıklarının değil, aynı zamanda bütün işsiz güçsüz, uçarı ve kendini beğenmiş yaşantısının acımasızlığını, alçaklığını, adiliğini artık ruhunun derinliklerinde duyuyordu ve bütün bu on iki yıl boyunca işlediği bu suçu da, daha sonraki yaşamını da kendisinden bir mucize eseri gizlemiş olan bu korkunç perde artık sallanıyor ve o, bu perdenin arkasına arada bir göz atıyordu.

* Bütün insanlarda olduğu gibi, onun içinde de iki insan vardı. Biri, başkalarına da yarar getirecek iyilikler peşindeki ruhsal insan, diğeri yalnız kendisi için iyilik arayan ve bu iyilik için dünyanın bütün iyiliklerini gözden çıkarmaya hazır tensel insan.

* "İşte artık benim hayatımın işi de bu. İşin biri bitti, öbürü başladı."

O geceden sonra onun için yepyeni bir hayat başlamıştı. Bunun nedeni yeni bir yaşama adım atmasından çok, geride kalan zaman içinde başından geçenlerin kendisi için eskiye oranla son derece farklı bir anlam kazanmış olmasıydı. Yaşamındaki bu yeni dönemin nasıl sonuçlanacağını ise gelecek günler gösterecekti.

* Süngerin suyu emdiği gibi o da bu kitapta karşısına çıkan gerekli, önemli ve sevinçli şeyleri emiyordu. Ve okuduğu her şey bildik geliyor, çoktandır bildiği ama daha önce tümüyle anlamadığı ve inanmadığı bir şey kanıtlanmış, kavranmış gibi geliyordu.

* Tüm insanlar kısmen kendi düşüncelerine, kısmen de başkalarının düşüncelerine uygun olarak yaşarlar ve hareket ederler.

İnsanlar arasındaki en önemli farklardan biri, insanların ne dereceye kadar kendi düşüncelerine göre, ne dereceye kadar başkalarının düşüncelerine göre yaşadıkları konusunda ortaya çıkar. Bazı insanlar çoğunlukla kendi düşüncelerinden zeka oyunu olarak yararlanırlar, kendi akıllarını aktarma kayışı çıkarılmış bir çark gibi görürler, davranışlarında düşüncelerine, geleneğine, yasasına uyarlar; diğerleri ise kendi düşüncelerini bütün davranışlarının en önemli harekete geçirici gücü sayarak hemen hemen her zaman kendi akıllarının istediği şeylere kulak verirler ve ona uyarlar, ancak arada sırada da başkalarının kararını uygun görürler, tabii ki bu kararı eleştirdikten sonra yaparlar bunu.

* Yeni, bilinmeyen, çok güzel bir dünyayı keşfeden bir gezginin sevincini duyuyordu içinde.

* Kendisi aydınlıktan nasibini aldıktan sonra elindeki ışığı asıl kullanması gereken yere, yani cahillliğin karanlığından kurtulmaya çalışan halka yardım etmeye değil, halkı bu karanlığın içine iyice gömmeye çeviren acımasız insanların geçmişte de şimdi de var olduğunu aklına bile getiremezdi.

* Bütün kötü davranışların kaynaklandığı düşünceler vardır. Kötü bir davranışı yinelemek ve bundan pişmanlık duymak mümkündür, kötü düşünceler ise kötü davranışları doğurur.

Kötü davranış yalnızca başka kötü davranışların yolunu düzler, kötü düşünceler ise karşı konuşamayacak şekilde bu yolda yürümeye çağırır.


📌 Kronolojik Sıralayla Tolstoy Okuma Rehberi 📖

* Çocukluk, Gençlik, İlkgençlik (İletişim Yayınları) (1852 - 1857)

* Öyküler (İletişim Yayınları) (1856 - 1906)

* Sivastopol (İş Bankası Kültür Yayınları) (1855 - 1856)

* Aile Mutluluğu (İletişim Yayınları) (1859)

* Kazaklar (İş Bankası Kültür Yayınları) (1863)

* Savaş ve Barış (İş Bankası Kültür Yayınları) (1869)

* Kafkas Tutsağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1872)

* Anna Karenina (İş Bankası Kültür Yayınları) (1877)

* İtiraflarım (Antik Yayınları) (1880)

* İnsan Neyle Yaşar? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1885)

* İvan İlyiç'in Ölümü (Can Yayınları) (1886)

* Kreutzer Sonat (İş Bankası Kültür Yayınları) (1889)

* Efendi ile Uşağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1895)

* Sanat Nedir? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1897)

* Diriliş (İş Bankası Kültür Yayınları) (1899)

* Hacı Murat (Can Yayınları) (1912 - 1917)


* Henri Troyat "Tolstoy Biyografisi" (İletişim Yayınları)







4 Ağustos 2021 Çarşamba

TOLSTOY " SANAT NEDİR ?"

 #Tolstoy 📚 #SanatNedir ? 


Lev Tolstoy, sanat üzerine düşüncelerini kaleme aldığı "Sanat Nedir?" adlı kitabı ilk kez 1897’de yayımlandı. Lev Tolstoy'un güzel kavramından, sanat denilen estetik yaratıcılıktan yola çıkarak, sanatın içinde var olan iyi, gerçek ve güzelin ne olduğu, neler anlamamız gerektiği hakkında kendi estetik kuramını ve görüşlerini açıklamaktadır.

Tolstoy, yaşadığı sürece öğrendiği, gördüğü, ilgilendiği, okuduğu, dinlediği, beğenip/beğenmediği, etkilendiği birçok şeyden söz ettiği eserinde; müzik, resim, tiyatro, edebiyat, opera gibi sanat dallarının yanısıra din ve eğitim konuları hakkında birikimlerini kendi görüşleri doğrultusunda kaleme alıp birçok yazar, müzisyen, ressam hakkında da eleştirilerini sunmuştur.


Altını Çizdiğim Satırlar 📝

* Sanat, günümüzün toplumunda yalnız bir avuç iyi insanın sahip olduğu kardeşlik ve sevgi duygusunu, herkes için olağan, sıradan, içgüdüsel bir duygu haline getirmelidir.

* Mutlak güzellik yoktur, bize karakteristik ve uyumlu gibi görünen şey güzel gelir.

* Gerçek sanat yapıtının sanatçı yüreğinde gövermesi öyle sık rastlanan olaylardan değildir; bir kadının gebeliği gibi, rahimde gelişen bebek gibi, içinde bulunulan yaşamı önceleyen özel bir yaşamın ürünüdür o.

* Düşünce ne kadar yüceyse, o kadar güzellik içerir; ama en alçak düşüncede de güzellik vardır, çünkü o da sistemin zorunlu bir halkasını oluşturur. Düşüncenin en yüce biçimi kişiliktir; o nedenle de en yüce sanat, en yüce kişiliği konu alan sanattır.

* İnsanoğlu gönenç ve esenliğe ancak bütün insanların kardeşliğiyle ulaşacaktır.

* Yalnızlığının farkında olan bir insandan yükselen umutsuzluk çığlığından daha yürek parçalayıcı bir çığlığa hiç rastlamadım.

* Bilerek gerçeğine benzetilmiş, dış görünüş olarak ondan hiçbir farkı olmayan on binlerce yapıt arasından gerçek sanat yapıtını nasıl ayırt edeceğiz?

* İyi de, gerçekten de sanat mı acaba bütün bunlar ve sanat, uğruna bunca özveride bulunmaya değecek denli önemli bir şey mi? Bu soru önemli, çünkü uğruna milyonlarca insanın emeğinin ve bizzat insanların yaşamlarının, –belki bundan da önemli olarak– insanlar arasındaki sevginin feda edildiği sanat, insanoğlunun bilincinde gitgide daha belirsiz, sisli, uçuk bir kavrama dönüşüyor.

* Şiirsellik (ödünçleme) de, öykünme de, şaşırtma da, ilginçlik de sanat yapıtlarında görülebilir; ancak bunlar kesinlikle yapıtın başlıca özelliği olmamalı, sanatçının duygusunu insanlara geçirme hedefinin yerini almamalıdır.

* İnsanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra, bu duyguyu başkalarının da aynen duyabilmesi için hareket, çizgi, renk, ses ya da sözcükler aracılığıyla onlara aktarması - sanat eylemi budur işte.

* Sanat insan yaşamında bilinçli bilgiyi duygulara aktaran bir organdır.

* Sanat, öznelle nesnelin, doğayla aklın, bilinçdışıyla bilincin birleşmesidir. O nedenle de bilginin, bilmenin, anlamanın en üstün aracıdır sanat.

* Bilim ve sanat öylesine birbirine bağlıdır ki, tıpkı kalp ve akciğerler gibi, biri sakatlanırsa, öbürünün de çalışması bozulur.

* Çağımızın en güzel yapıtları (edebiyatta Dickens, Hugo, Dostoyevski; resimde Millet, Bastien Lepage, Jules Breton, Lhermitte vd.) insanları bir yandan birlik, kardeşlik duygularına doğru yönlendirirken; bir yandan da yalnızca yüksek tabaka üyelerine özgü duyguları değil, istisnasız bütün insanları birleştirebilecek duyguları aktarmaktadırlar.

* Goethe, Schiller, Hugo’nun şiirleri, Dickens’ın romanları, Beethoven’in, Chopin’in müziği, Rafaello, Michelangelo, Vinci’nin resimleri gibi bizim ayılıp bayıldığımız yapıtlardan bir şey anlamayan pek çok insan –işçiköylüemekçi yığınları– bulunduğunu unutmamamız gerekir.

* Kant’a göre güzel, öznel anlamda, yargıda bulunmadan ve ortada pratik herhangi bir yarar olmadan, genel olarak hoşlanılan şeydir; nesnel anlamda ise, şeylerin, amaçlarına ilişkin hiçbir şey bilmeksizin, algılanabilir ölçüde amaca uygun biçimlenişidir.

* C. Darwin’e göre güzellik yalnız insana değil, bütün hayvanlar dünyasına, dolayısıyla da insanın en uzak atalarına özgü bir duygudur. Kuşlar yuvalarını süslerler ve eşlerinin güzel olması onlar için önemlidir. Güzelliğin evlilikler üzerinde de etkisi vardır. Güzellik farklı karakter anlayışlarını içerir. Müzik sanatının kökeni, erkeğin dişisine yaptığı çağrıdır.

* Bütün Shakespeare kişileri kendilerine ait olmayan, hep aynı tumturaklı, doğal olmayan Shakespeare diliyle konuşurlar: Bu öyle bir dildir ki, yalnızca o oyun kişisi değil, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir canlı yaratık hiçbir zaman öyle bir dille konuşmaz, konuşamaz.

* Wagner’in yeteneği ve bulunduğu o çok elverişli koşulların da katkısıyla mükemmelliğin son aşamasına ulaşarak, usta bir konuşmacı gibi söylev veren bir delinin sayıklamalarını aralıksız birkaç saat dinleyen bir insan nasıl hipnotize olursa, seyirciyi öyle hipnotize ediyor, derinden etkiliyor.

* Batteux’ye göre sanat, doğanın güzelliğinin yansılanmasından başka bir şey değildir ve amacı hazdır. Diderot’nun görüşü de budur. O da İngilizler gibi güzeli belirleyenin zevk olduğunu söyler. D’Alembert ve Voltaire ise zevkin yasalarını ortaya koyabilmenin olanaksız olduğunu savunurlar.

* Cherbuliez'ye göre güzellik, nesnelerin bir özelliği değil, ruhumuzun bir edimidir. Güzellik yanılsamadır. Mutlak güzellik yoktur, bize karakteristik ve uyumlu gibi görünen şey güzel gelir.

* Schelling'e göre sanat, öznelle nesnelin, doğayla aklın, bilinçdışıyla bilincin birleşmesidir. O nedenle de bilginin, bilmenin, anlamanın en üstün aracıdır sanat. Ve güzeli, bilgisi ve istenciyle sanatçı üretmez, ondaki güzellik ideası üretir.

* Ve güzeli, bilgisi ya da istenciyle sanatçı üretmez, ondaki güzellik ideası üretir.

* Yüz binlerce insan, gencecik yaşlarından başlayarak, kimi (dansçılar) parmak uçlarında hızla dönmeyi, kimi (müzisyenler) tuşlara ya da tellere gerektiği gibi dokunmayı; kimi (ressamlar) renklere hükmetmeyi, görüp duyumsadıkları şeyleri resmetmeyi; kimi (yazarlar, ozanlar) tümceleri bin bir biçime evirmeyi ya da sözcüklere uyak aramayı öğrenmeye harcıyorlar bütün yaşamlarını.

* Gerçek bir sanatsal etki altında kalan kişiye, sanki bunu eskiden de biliyormuş gibi gelir; biliyormuş, ama anlatamıyormuş gibi.

* Bugün bizden ne kadar uzakta kalmış olursa olsun, Homeros’un anlattığı yaşamı kolayca canlandırabiliyoruz gözümüzde. Homeros bizden ne kadar uzaklarda kalmış, anlattığı yaşam bize ne denli yabancı olursa olsun, hiç zorlanmadan anlayabiliyor, gözümüzde canlandırabiliyoruz anlattıklarını, çünkü Homeros inançla konuşuyor, ciddi konuşuyor, bu nedenle de abartmadan konuşuyor, ölçü duygusunu hiç elden bırakmıyor.

* Sanat eğer bir insanın yaşadığı duyguyu bilinçli olarak başka insanlara aktarması etkinliği ise ve bu tanım doğru bir tanım ise, kaçınılmaz olarak şunu kabul etmemiz gerekecektir: Sanat yapıtı diye öne sürülen ve toplumumuzda yüksek sınıfların sanatı olarak kabul edilen her şey, bütün o romanlar, öyküler, dramlar, komediler, resimler, heykeller, senfoniler, operalar, operetler, baleler vb. vb.nin ancak yüz binde biri yazarının yaşadığı bir duygudan yola çıkılarak yaratılmıştır, geri kalanların tümü fabrikasyon üretim, yani ödünçleme, öykünme, şaşırtma ve ilginçliğin duygu aktarımının yerini tuttuğu sanat taklidi şeylerdir.

* Bir şey ne kadar değimsiz, düzeysiz, içeriksizse ve yalnızca telkinlerin, birbirine aşılamaların ürünüyse, ona o kadar abartılı, doğaüstü, gerçekdışı nitelikler yükleniyor.


📌 Kronolojik Sıralayla Tolstoy Okuma Rehberi 📖

* Çocukluk, Gençlik, İlkgençlik (İletişim Yayınları) (1852 - 1857)

* Öyküler (İletişim Yayınları) (1856 - 1906)

* Sivastopol (İş Bankası Kültür Yayınları) (1855 - 1856)

* Aile Mutluluğu (İletişim Yayınları) (1859)

* Kazaklar (İş Bankası Kültür Yayınları) (1863)

* Savaş ve Barış (İş Bankası Kültür Yayınları) (1869)

* Kafkas Tutsağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1872)

* Anna Karenina (İş Bankası Kültür Yayınları) (1877)

* İtiraflarım (Antik Yayınları) (1880)

* İnsan Neyle Yaşar? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1885)

* İvan İlyiç'in Ölümü (Can Yayınları) (1886)

* Kreutzer Sonat (İş Bankası Kültür Yayınları) (1889)

* Efendi ile Uşağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1895)

* Sanat Nedir? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1897)

* Diriliş (İş Bankası Kültür Yayınları) (1899)

* Hacı Murat (Can Yayınları) (1912 - 1917)


* Henri Troyat "Tolstoy Biyografisi" (İletişim Yayınları)





27 Temmuz 2021 Salı

TOLSTOY "KAFKAS TUTSAĞI"

#Tolstoy 📚 #KafkasTutsağı ⚔️

Tolstoy'un kısa hikayelerinin toplandığı " The Prisoner in the Caucasus / Kafkas Tutsağı", dört hikâyeden oluşmaktadır. İlk üç hikaye Tolstoy askerlik anıları izlenimlerinden yola çıkılarak; savaşta askerlerin yaşadıklarını, savaş atmosferini detaylı betimlemelerle aktarır. "Kafkas Tutsağı"  savaşın gereksizliğini, insanların hayatlarını nasıl alt üst ettiğini, aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların nefret, korku, cesaret, acıma gibi muhtelif duygularını "Savaş ve Barış" öncesi muhteşem bir şekilde tasvir etmiştir.


 Kitapta yer alan hikayeler 📖


• The Raid / Baskın - Bir Gönüllünün Öyküsü (1852)

• The Wood / Orman Kesimi - Bir Subay Adayının Öyküsü (1855)

• Felling / Rütbesi Düşürülen (1855)

• The Prisoner in the Caucasus / Kafkas Tutsağı (1872)


Altını çizdiğim satırlar 📝

* İnsanoğlunun yapısı bu işte: Yüzlerini bile görmek istemediğim insanlar için hayatımın en güzel yıllarını, mutluluğumu, geleceğimi harcıyorum!

* Bir tek kendine karşı kendi istediğin gibi olabilmekten, arkadaşlarıyla askerlerinin onu onun istediği gibi anlayamamalarından acı duyarmış.

* Sanki bu insanlar bir nedenle onu aldatmışlar, düş kırıklığına uğratmışlardı ve sanki kendisi de bir nedenle onlardan nefret etmişti.

* "Her işe burnunu sokana, aranıp sorulmadığı yerde kendini gösterene cesur denmez ki!"

"Peki kime denir sizce cesur diye?" 

Böyle bir soruyla ilk kez karşılaşıyormuş gibi:

"Cesur... cesur" diye birkaç kez yineledi, sonra "gerektiği gibi davranana cesur derler," dedi.

Platon'un cesaret tanımı aklıma geldi: Cesaret, korkulacak şeyden korkma, korkulmayacak şeyden korkmama bilgisidir ve yüzbaşının tanımı çok genel, biraz da belirsiz olmasına karşın her iki tanımın ana fikrinin birbirinden çok da farklı olmadığını, hatta yüzbaşının tanımının Grek filozofun tanımından daha doğru olduğunu, çünkü Platon'un tanımına benzer biçimde kurgulanacak olursa, yüzbaşının tanımının cesur korkulmayacak şeyden değil, yalnızca korkulacak şeyden korkandır, biçimini alacağını düşündüm.

* Bilmem sizin de başınızdan geçti mi? İyi bilmediğiniz dilde şiir okumak gibi bir şey bu: Olduğundan daha iyiymiş gibi geliyor insana o şiir?

* Şu sayısız yıldızla donanmış uçsuz bucaksız gökyüzü altındaki güzeller güzeli dünya nasıl dar gelir insanlara? Şu büyüleyici doğanın bağrında insan ruhu nasıl olur da kin, öç, kendi benzerlerini yok etme gibi duygulara kapılabilir? Nasıl olur da güzelliğin ve iyiliğin doğrudan ifadesi olan doğanın bir dokunuşuyla insan yüreğindeki bütün kötülükler yok olmaz?

* İnsan unutmak istediği şeyi yinelemez.

* Herkesin bildiği, ama üzerinde konuşulmayan şeyler vardır.

* Kara cahil, yabanıl biriyle yan yana yürümek ve onunla benim aramda hiçbir fark olmadığını bilmek, yani gelen bir kurşunla ha o ölmüş, ha ben ölmüşüm, arada hiç fark olmaması...

* Gerçekten çok mutsuz bir insanı içimden de olsa kınadığım için pişmanlıktan boğulacak gibiydim.


📌 Kronolojik Sıralayla Tolstoy Okuma Rehberi 📖

* Çocukluk, Gençlik, İlkgençlik (İletişim Yayınları) (1852 - 1857)

* Öyküler (İletişim Yayınları) (1856 - 1906)

* Sivastopol (İş Bankası Kültür Yayınları) (1855 - 1856)

* Aile Mutluluğu (İletişim Yayınları) (1859)

* Kazaklar (İş Bankası Kültür Yayınları) (1863)

* Savaş ve Barış (İş Bankası Kültür Yayınları) (1869)

* Kafkas Tutsağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1872)

* Anna Karenina (İş Bankası Kültür Yayınları) (1877)

* İtiraflarım (Antik Yayınları) (1880)

* İnsan Neyle Yaşar? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1885)

* İvan İlyiç'in Ölümü (Can Yayınları) (1886)

* Kreutzer Sonat (İş Bankası Kültür Yayınları) (1889)

* Efendi ile Uşağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1895)

* Sanat Nedir? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1897)

* Diriliş (İş Bankası Kültür Yayınları) (1899)

* Hacı Murat (Can Yayınları) (1912 - 1917)


* Henri Troyat "Tolstoy Biyografisi" (İletişim Yayınları)




13 Temmuz 2021 Salı

LEV TOLSTOY "SİVASTOPOL"

#Sivastopol #LevTolstoy 📚

Sivastopol, Lev Tolstoy'un 1853- 1856 yılları arasında gerçekleşen Kırım Savaşı'nda Sivastopol Kuşatması'nda yaşadığı deneyimlerden yararlanarak yazdığı üç kısa hikâyeden oluşur. Hikâyeler 1855 yılında yazılmıştır. Tolstoy eserinde savaşın dramatik yönüne, yakıcı ve yıkıcı etkisine değinmiş ve yaptığı kusursuz betimlemelerle okuyucuyu savaş meydanına ustaca taşımıştır. Savaşın kimler tarafından ne için çıkarıldığını, kimlere yararı kimlere zararı dokunduğuna ışık tutmuştur.



#AltınıÇizdiğimSatırlar 📝


* Hemen oracıkta bir sedye üzerindeki bir başka yaralının, silah arkadaşının ameliyatını izlerken nasıl kıvrandığını ve fiziksel bir acıdan çok, başına gelecekleri beklemenin ruhsal acısıyla inleyişine tanık oluyorsunuz; ruhunuzu allak bullak eden bir görüntüye tanık oluyorsunuz: Savaşı bando mızıka ve dalgalanan sancaklar eşliğinde at oynatan generaller, düzgün sıralar oluşturup pırıltılı giysiler içinde geçit yapan askerler olarak değil, gerçek yüzüyle görüyorsunuz: Kan, acı ve ölüm olarak.

* Bu işin özü esası, fazla düşünmemektir: Düşünmezsen bir şeyin yoktur. İnsanın başına her ne gelirse fazla düşünmekten gelir.

* Acı çeken biri, insana derin bir acımanın yanı sıra, o acıyı çekene karşı büyük bir saygı ve acaba onu incitir miyim diye bir korku da telkin eder.

* Ölgün, donuk bakışlarından, korkunç cılızlığından ve yüzündeki kırışıklardan Yaşamının en iyi yıllarını acılar içinde geçirdiği anlaşılıyor.

* Kibir, kibir, kibir...Her yerde kibir..Hatta bir mezarın başında , yüce amaçlar uğruna ölmeye hazır insanlar arasında bile kibir. İçinde bulunduğumuz yüzyılın karakteristik özelliği ve özel hastalığı sanki bu? Neden yüzyılımızda yalnızca üç tür insan var: Bunlardan birinciler kibir kaçınılmaz bir olgudur deyip onu adil bulur ve kendilerini gönül rahatlığıyla ona teslim ederler; ikinciler onu bir mutsuzluk olarak görürler, ama ona karşı konulamayacağını savunurlar ve sonuncular bilinçsizce, kölece kendilerini onun etkisine bırakırlar. Neden Homeros’lar, Shakespeare’ler aşkı,onuru, acıyı şakıdılar da, günümüzün edebiyatında yalnızca “Züppelik” ve “Gösterişçilik” öyküleri ha babam yinelenir durur?

* Korku bir kez yüreğe sızdı mı, artık başka duyguya yer bırakmaz.

* Kişisel yükselişi için milyonlarca insanın yok olmasına neden olan fatihlere canavar denilmesi pek hoşuma gider.

* Doyasıya konuşup da, böylesi durumlarda sıklıkla görüldüğü gibi, birbirlerini çok seviyor olmalarına karşın pek de fazla ortak noktaları olmadığını hissettiklerinde uzun bir sessizlik oldu aralarında.


📌 Kronolojik Sıralayla Tolstoy Okuma Rehberi 📖

* Çocukluk, Gençlik, İlkgençlik (İletişim Yayınları) (1852 - 1857)

* Öyküler (İletişim Yayınları) (1856 - 1906)

* Sivastopol (İş Bankası Kültür Yayınları) (1855 - 1856)

* Aile Mutluluğu (İletişim Yayınları) (1859)

* Kazaklar (İş Bankası Kültür Yayınları) (1863)

* Savaş ve Barış (İş Bankası Kültür Yayınları) (1869)

* Kafkas Tutsağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1872)

* Anna Karenina (İş Bankası Kültür Yayınları) (1877)

* İtiraflarım (Antik Yayınları) (1880)

* İnsan Neyle Yaşar? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1885)

* İvan İlyiç'in Ölümü (Can Yayınları) (1886)

* Kreutzer Sonat (İş Bankası Kültür Yayınları) (1889)

* Efendi ile Uşağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1895)

* Sanat Nedir? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1897)

* Diriliş (İş Bankası Kültür Yayınları) (1899)

* Hacı Murat (Can Yayınları) (1912 - 1917)


* Henri Troyat "Tolstoy Biyografisi" (İletişim Yayınları)